MANTIKSAL POZİTİVİZM, WITTGENSTEIN: TRACTATUS VE METAFİZİK


"Üzerine konuşulamayan konusunda
susmalı."

Giriş


"Kitap (Tractatus) böylece, düşünmeye bir sınır çizmek istiyor, ya da, daha
doğrusu düşünmeye değil, düşüncelerin dile getirilişine: Çünkü düşünmeye bir
sınır çizebilmek için, bu sınırın iki yanını da düşünebilmemiz gerekirdi (Yani
düşünülmeye elvermeyeni düşünebilmemiz gerekirdi)."*

Din, her zaman dünyanın yönetici/hareket ettirici gücü olarak karşımıza çıktı. O, her zaman dokunulmaz, biricik olduğu inanç alanındaydı ve Antikçağ'dan yakın tarihe kadar onu sorgulamak, hatta üzerine düşünmek bile bir suç sayıldı. Öyle ki Sokrates gençleri tanrıtanımazlığa sürüklemekten, Descartes, dini, perde arkasına itelemekten, Spinoza Doğa/Tanrı (natura)'sı ile dine boyut atlatmaktan ve hatta yeni bir din oluşturmaktan ve daha pek çok filozof dine açıklama getirme çabası sebebi ile dinsizlikten yargılandı. 20. yüzyıla geldiğimizde ise Ernst Mach, Felix Kaufmann, A. J. Ayer, Wittgenstein(1) ve Russell gibi önemli temsilcilerin olduğu Mantıksal Pozitivizm akımı ortaya çıktı. Böylece Tanrı, ölüm, ebediyet, ruh ve dini ahlak gibi inancın sahip olduğu alanlar artık din dili adı altında, dil çözümlemeleri yapılarak incelenmeye başlandı.

Felsefe, din ve bilim tartışmalarına yeni bir boyut getiren Mantıksal Pozitivizm akımı metafiziği ve onun tüm alanlarını 'anlamlı/anlamsız' ayrımı yaparak reddetti.(2) Ayrıca felsefenin de, bilimin de dil ve mantık sınırları içerisinde yapılması gerektiğini vurguladılar ve tüm felsefe çalışmalarını bu sınırları göz önünde tutarak yaptılar.

Bu çalışmamızda ilk olarak mantıksal pozitivizmi tanıyacak, Russell aracılığı ile dil hakkındaki görüşlerini inceleyecek ve metafiziği niçin sınır-ötesinde tuttuklarını Ayer'den de yola çıkarak anlayacağız. Daha sonra mantıksal pozitivistlerin oldukça etkilendiği bir isim olan Wittgenstein'ın dil ve dil sınırı kapsamında metafizik görüşlerini inceleyerek çalışmamızı sonlandıracağız.

Mantıksal Pozitivistler ve Dil


Mantıksal pozitivistlerin amacı metafiziğe kök 'saldırılmış' felsefenin işlevini netleştirmek ve dil içerisindeki anlam sorunlarını çözüme kavuşturmaktı. Bu amaca ulaşmak için tek bir yol gördüler: Mantık ve matematik dile uyarlanmalıydı. Böylece bu yol bir süzgeç görevi görecek ve gerçek önermeler bataklıktaki sağlam kazıklar olacak, sahte önermeler ise bataklık tarafından yutulacaktı. Böylece Karl Popper'ın tamamıyla karşı çıktığı 'doğrulamacılık' ilkesini geliştirdiler.(3) Bir önerme ne kadar fazla doğrulanıyorsa o kadar gerçek, anlamlı ve sağlamdı. Ve bir önerme ne kadar doğrulamaya kapalı ise de o kadar sahte, anlamsızdı. Bu yolu izlediklerinde felsefenin metafiziğe kök salmış olan tüm içeriklerini ayıklayabildiler ve metafiziksel önermelerin sahte ve anlamsız olduğu kanısına vardılar. Bir bildiri yayımlayarak (Bilimsel Dünya Görüşü: Viyana Çevresi) bu görüşlerini tüm dünyaya sundular: "Yöntem, bilimi metafizik sorunlardan ve anlamsız önermelerden arındırmak ve bilimin anlamını, kavramlarını ve önermelerini açıklığa kavuşturmaktır."(4)

a) B. Russell'ın Atomları

Mantıksal pozitivizmin önemli bir temsilcisi olan ve bu akımın dil ile olan bağıntısını en iyi şekilde karşımıza çıkaran Russell için dünya ile dilin yapısı arasında bir uyum vardır. Eğer ki dilin yapısı mantık sınırları içerisinde ise dünya da bu sınırın içerisinde olmak zorundadır. Dünyayı anlamak isteyen filozoflar işe ilk olarak dili çözümlemekten başlamalıdır. Dil, dünya ile ilgili sorularımızı cevaplandırabilecek bir anahtar görevi görür. Dilde 'mantıksal atomlar' bulunduğunu söyleyen Russell'a göre eğer bu atomlar dünyadaki 'mantıksal olgu'ya denk düşüyor ise önermemiz/kuramımız anlamlı, gerçektir. Önermenin doğruluğunu ispatlayabilmek için de gönderme yaptığı olguyu denetleyebilmeliyiz. Yani, -eğer sırtımızı gerçeklere dayamak istiyor isek- her türlü belirsizlikten uzak, dildeki ifadesi tam olarak nesnesini karşılayan bir dil, bir matematik dili kurmalıyız.

Mantıksal Pozitivizmde Metafiziğin Dil Sınırında Yadsınması


Mantıksal pozitivistler felsefeyi arındırma işlemlerine ilk olarak metafiziği eleyerek başladılar. Metafizik tarih boyunca felsefeyi yönlendirmiş, etkisi altına almış, filozofun aklına -kendisinin en büyük destekleyicisi olan dini otoritenin yardımı ile- zincir vurmuştu ve kabul edilebilir bir yanı da yoktu. Felsefe gerçek işlevini metafizik sebebi ile yerine getiremiyordu. Metafizik konularının anlamsız olduğu kanısı mantıksal pozitivistler için en sağlam, en geçerli önermeydi. "Mantıksal pozitivistler, metafizik önermelerden bahseden filozofları bir büyücünün hiç bir dayanak olmaksızın söylenip durmasına benzettiler."(5)

Bizlere nesne sunma iddiasında bile olmayan metafiziğin önermeleri aynı zamanda bizlere duyum da sunmuyordu. Oysa ki mantıksal önermelerin doğru olup olmadığı ancak duyum yolu ile bilinebilir, tartılabilirdi. Metafiziksel önermeler olgu bağlamına sahip olmadığından, bu sebep ile de asla doğrulanamayacağından metafiziksel önermeler kesin bir şekilde anlamsız sayıldı. "Metafizikçi, içinde yaşadığı hayatın acı, sevinç ve kederlerini teorik bir çerçevede sunmaya çalışır. Fakat bu tutumu, metafizikçilerden ziyade şairler ve sanatçılar daha iyi ifade eder."(6)
 
Mantıksal pozitivistler için dil modellemenin aracı, dünya ise modellenen şeydir. Felsefeyi içerisine çekmiş olan metafizik hariç tüm bilimler, dünyaya dair olanı dil sınırlarında modellemek için çaba gösterir.

a) Ayer ve A Priori

Ayer, metafizik önermelerin anlamsız olmasınının sebebi olarak hem onların olgu bağlamına sahip olmamasını, hem de a priori olmayışlarını gösterir. A priori olmayan sahte önermeler deney-gözlem ile doğrulanamadıkları gibi olgu bağlamı da içermezler. Metafizik de deney-gözlem ile doğrulanması imkansız olan ve bu sebep ile bir türlü kanıt getirilemeyen sahte önermelere sahiptir.

Ayer'e göre matematiksel, mantıksal olan ilkeleri asla reddedemeyiz. Onları evrensel doğru olarak rahatça sayabiliriz. Çünkü, dilimiz ile bu ilkeler ve ilkelerin nesneleri asla çelişmez, dil doğru şekli ile kullanılır. En önemlisi de ilkeler, dil sınırımızda yer aldığı gibi mantık sınırımızda da yer alır. Matematiksel-mantıksal önermelerde akıl ile oyun, mantık ile restleşme ve dile güvensizlik söz konusu değildir.


Wittgenstein


Mantıksal pozitivizm Wittgenstein'ın yol göstericiliğinde gelişmiş, Tractatus'una olan ilgi ile beslenmiştir. Bu sebep ile onun hem dil eleştirisini hem de tüm genel hatlarıyla ortaya koymuş olduğu eşsiz felsefeyi anlamak üzerine yoğunlaşmalıyız. Felsefenin niye dil sınırları içerisinde incelenmesi, yapılması gerektiğini anlamanın en iyi yolu Wittgenstein'dan geçer.

-Unutulmamalıdır ki Wittgenstein'ın felsefesi 2 farklı dönemde incelenmelidir. İlk dönem, mantıksal pozitivistlerin üzerine yoğunlaştığı, Wittgenstein'ın Tractatus'u yayımladığı dönemdir. İkinci dönem ise Tractatus'a tamamen zıt bir yolda geliştirilmiş olan Philosophical Investigations'ı yayımladığı dönemdir. Biz, bu çalışmamızda Tractatus üzerinden yol almaktayız.

Wittgenstein ve Dil


Wittgenstein en önemli görevi üstlenmiş ve dilin sınırlarını çizmenin üzerinde durmuştur. Bu sınırın içerisinde olgusal söylem bulunur ve sınırın dışına çıkıldığı vakit susmaktan başka bir şey yapılamaz. Çünkü, "mantıkla çelişen bir şeyi dilde ortaya koymak, yapılamayacak bir şeydir..."(7)
Wittgenstein'ın amacının düşüncenin yapısını ortaya koyar iken sınırlarını da anlayabilmek ve yönteminin, dilin yapısını ortaya koyar iken sınırlarını da belirleyebilmek olduğunu söyleyebiliriz. Dünyanın (gerçekliğin) dışında kalan şeyler vardır, ama bu şeyler dile getiremediğimiz şeylerdir. Olguların toplamı olan dünyayı dil temsil etmektedir.

Wittgenstein, dildeki yapıyı dildeki çeşitlilikten yola çıkarak görür ve bu çeşitliliğin dilde ortak bir öz, doğa kurulmasına izin vermediğini fark eder. Dilin çeşitli biçimleri arasında sürekli oynanmakta olan bir 'oyun' vardır. Ona göre dünya ve dil mantıksal bir yapıya sahiptir.(8) Böylece dünya, dil ile resmedilebilir haldedir. Peki cümlemizin doğru şeyi resmettiğinden nasıl emin olabiliriz?
Wittgenstein bu soruyu şu şekilde cevaplar: Olgusal durumu belirten herhangi bir cümle hakkında dünyayı doğru resmettiğini söyleyebiliriz. Önermelerimiz yalnız olgular ile ilgilidir ve onlar sadece olgu durumları ile doğrulanır. Dil, olgusal olmayan bir alana girdiğinde yapılması gereken tek şey bu sebep ile susmaktır. Dilimiz, dünyamızın sınırlarını aşmamalıdır. Dilimizin sınırı aynı zamanda dünyamızın da sınırıdır: "Dilin sınırları, benim dünyamın sınırlarını imler."(9) Bu sınırı geçmek anlamsız olacaktır. -Aksi iddia edilemez ki- dünya sınırının dışında kalan şeyler mantıksızdır ve "mantıksız olan hiçbir şeyi düşünemeyiz, çünkü o zaman mantıksız düşünmemiz gerekir..."(10)

Wittgenstein ve Metafizik


Wittgenstein, metafiziği reddetmez (11). Yalnızca metafizik üzerine konuşulmasını anlamsız bulur. Hatta Wittgenstein ışığında kabaca şunu söyleyebiliriz ki, insan, metafizik üzerine konuştuğu vakit aklına, diline ve mantığına eziyet etmiş olur.
Wittgenstein'e göre Tanrı aşkındır ve aşkın olan hiçbir şey dilin sınırları içerisinde değildir. Aşkın olarak dilin sınırının, doğal olarak da dünyanın sınırının dışında kalır. Onu bu sebep ile dile getiremeyiz. Aşkın olan olgusal bir alan içerisinde de değildir. Yani, Tanrı hakkındaki hiçbir söylemimiz olgusal bir anlama sahip değildir. İnançlı bir insan olan Wittgenstein elbette burada Tanrı'ya inanmanın saçma olduğunu söylemez. Yalnızca onun hakkında konuşmanın, ona gerçeklik dayatarak dil sınırı içerisine almaya çalışmanın anlamsız olduğunu vurgular.

"Etikte hiçbir tümce bulunamaz. Tümceler hiçbir yüksek şeyi dile getiremezler."(12)  ve "Açık ki, Etik söylenmeğe gelmez. Etik aşkındır. (Etik ile Estetik birdir.)"(13) önermelerinden anlayacağımız üzere Wittgenstein nasıl ki metafiziğin var olmadığını değil de yalnızca ona dilde bir karşılık yükleyemeyeceğimizi söylüyor ise aynı şeyi etik-estetik hakkında da söylemektedir. Tıpkı metafizikte olduğu gibi etik-estetikte de bir reddediş yoluna girmez. Dini, metafiziksel ve ahlaki olan önermeleri yalnızca dilin sınırları dışında tutar. Bu önermeler ne doğru, ne yanlıştır ve onlar üzerine konuşmak da yalnızca 'anlamsız'dır. Felsefe de anlamsız olan üzerine yoğunlaşmamalı, aşkını her zaman kapsamının dışında tutmalıdır.

Sonuç


Sonuç olarak Wittgenstein bizleri dil oyununa davet etmiştir. Dilimiz ve dünyamız birbirini çevreleyen iki şeydir. Gerçekliği bize sunar. Tüm bu anlatılanlardan sonra Wittgenstein'ın bir tanrıtanımaz olduğu sanılmamalıdır. Daha önce de bahsettiğimiz gibi o, sadece Tanrı, etik-estetik gibi dünyamıza aşkın kalan şeylerin üzerine konuşulmasını anlamsız bulmaktadır.

Tractatus, Wittgenstein'ın ilk döneminin eseridir ve burada onun Mantıksal pozitivizme olan yakınlığını, Mantıksal pozitivistlerin ondan neden bu denli etkilenip felsefelerinin önemli bir kısmını Tractatus üzerine geliştirdiklerini çok daha iyi anlayabilmekteyiz. Wittgenstein ikinci döneminde Tractatus'un tam zıttı bir yön çizse de sonuçta Tractatus, üzerine düşünülmüş, en önemli dil ve mantık çerçevesini bizlere sunmuş, büyük bir devri başlatmış bir eserdir. Wittgenstein ikinci döneminde Tractatus'ta dile getirdiklerini reddetmiş olsa da bu eser her zaman önemini korumaya, geçerliliğini sürdürmeye ve felsefenin başyapıtları arasında yerini korumaya devam edecektir.


"...Tractatus, hem Anglo-Sakson akademik felsefesinde, hem de 1920'lerden başlayarak Viyana'da oluşan "Viyana Çevresi"nde, baş-kitap olarak yorumlanır, incelenmesi için seminerler düzenlenir.
"Susan", yalnızca yazarıdır..."

-Oruç ARUOBA (14)


Simge ARMUTÇU, 21.11.2019


Dipnotlar:

*: Wittgenstein, 2006, s.11, Önsöz
1- Mantıksal pozitivistler, Wittgenstein'ın Tractatus adlı eserinden etkilendiler ve akımın ana felsefesini de bu eserden yola çıkarak oluşturdular. Özellikle metafiziğe yaklaşımlarında Tractatus'un etkisini görebilmekteyiz.
2- Mantıksal pozitivizmi, pozitivizmden ayıran en önemli nokta da budur: Pozitivistler metafiziği 'doğru/yanlış' olarak ele alır iken mantıksal pozitivistler 'anlamlı/anlamsız' olarak ele alır.
3- Karl Popper'a göre bir önermeyi/kuramı doğrulamak her zaman en kolay yoldu. Çünkü kuramı destekleyecek olan olgu her zaman bulunabilir, hatta destekleyici olgular ağı oluşturulabilirdi. (Marksist Tarih Kuramı'nı, Freud'un ve Adler'in kuramlarını da bu sebep ile eleştirdi.) Ona göre bir önermenin sağlam olup olmadığını ancak 'yanlışlama' yolu ile ortaya çıkarabilirdik ve bir önerme ne kadar fazla yanlışlanabiliyor ise o kadar sağlamdı.
4- Alıntılayan: Çelebi, 2016, s.79, aktaran: Joergensen, 1951, s.4
5- Karacan, 2018
6- Alıntılayan: Karacan, 2018, aktaran: Carnap
7- Wittgenstein, 2006, s.27, önerme: 3.032
8- "Mantıksal uzam içindeki olgular,dünyadır." Wittgenstein, 2006, s.15, önerme: 1.13
9- Wittgenstein, 2006, s.135, önerme: 5.62
10-Wittgenstein, 2006, s.27, önerme: 3.03
11- "Dile getirilemeyen vardır gene de. Bu kendisini gösterir, gizemli olandır o." Wittgenstein, 2018, s.171, önerme: 6.522
12-13- Wittgenstein, 2006, s.167, önermeler: 6.42-6.421
14- Wittgenstein, 2006, s.181

Kaynak:

ÇELEBİ, V. (2016). "Çağdaş Mantıkçı Anlam Kuramında Dil-Dünya İlişkisi ve Metafiziğin Yadsınması", Uludağ Üniversitesi, Kaygı Dergisi, Sayı 26. Bursa.
KARACAN, Merve. (2018). "Mantıksal Pozitivist Yaklaşımda Dil Felsefesi", Düşünbil Portal.
İMAMOĞLU, Tuncay. (2011). "Mantıkçı Pozitivizm, Wittgenstein ve Din", Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı 35. Erzurum.
SAYIN, Kadir. (2006). "Wittgenstein'a Göre Din Dili", Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tez Çalışması, Kayseri.
WITTGENSTEIN, Ludwig. (2006). "Tractatus Logico-Philosophicus", çeviren: Oruç Aruoba, Metis Yayınları, 4. Basım. İstanbul.

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar